İzmir… Daha otobüsten iner inmez yüzüne vuran o ılık rüzgârla “tamam” dersin, “burada hayat başka akıyor.” Kordon’da yürürken denizin kokusu, martıların sesi ve gün batımının turuncuya çalan ışığı insanın içini yumuşatır. Bir yanda Alsancak’ın enerjisi; kahveciler, sokak aralarından yükselen müzikler, kalabalığın içindeki o tatlı telaş… Diğer yanda Karşıyaka’nın daha sakin ama kendinden emin havası. İzmir, ne ararsan bulduğun ama hiçbir şey için acele etmediğin bir şehir.
Sabahı boyozla açıp yanında çayını yudumlamadan İzmir’e geldim denmez. Ardından Konak Saat Kulesi’nin önünde kısa bir fotoğraf molası, Kemeraltı’nda “bir bakıp çıkacağım” deyip saatlerce dolaşma garantisi… Akşamüstü ise Kordon’da bir banka oturup denizi izlemek, günün bütün yorgunluğunu tek hamlede siler. Eğer biraz daha keşif istersen, kısa bir kaçamakla Alaçatı’nın taş sokaklarına, Urla’nın bağlarına ya da Seferihisar’ın dinginliğine uzanmak da İzmir’in en güzel sürprizlerinden.
İzmir’e gitmenin en keyifli taraflarından biri de yolculuğun kendisi. Yolda dinlediğin bir playlist, camdan akan manzaralar, molada içilen bir çay… Derken şehir tabelası görünür ve o tatlı heyecan başlar. İşte bu yolculuğu konforlu ve güvenli hale getirmek için Kale Seyahat ile İzmir’e doğru yola çıkmak harika bir seçenek. Rahat koltuklarda, düzenli seferlerle ve yol boyunca içinin rahat olduğu bir yolculukla İzmir’e vardığında gezi daha başlamadan “iyi ki” dersin.
İzmir, bir tatil gibi gelir insana; ama aynı zamanda yaşanacak kadar da “gerçek.” Bir günlüğüne kaçsan da iyi gelir, birkaç gün kalsan da yetmez. Şimdi tek soru şu: İlk durağın Kordon mu olsun, yoksa Kemeraltı mı?